Anasayfa / Blog / Biyografi / Son Efsane Michael Jackson ve Hayatı (Bölüm 2)

Son Efsane Michael Jackson ve Hayatı (Bölüm 2)

Michael Jackson ’ın Evi – Neverland

Uzun süre oldu klavyenin başına geçemedim dostlar. Malum dünya çapında kendimizi korumaya çalıştığımız, pençesi altında kaldığımız Covid-19 virüs etkisi yine artış eğiliminde. Bu görünmez gizli düşmanımız özgürlüğümüzü alıkoymaya devam edecek gibi duruyor. Dışarıya çıkışımız, sosyal ilişkilerimiz önemli ölçüde kısıtlandı. Yetmezmiş gibi ailemizi dahi göremez olduk, evlere kapandık. Ne kadar zor bir süreç değil mi? Dünya ile tam 8 aydır haşır neşir olan ve bir çoğumuzun net bir şekilde anksiyetesini veya panik atağını tetikleyip psikolojisini bozan bu durumu, aslında bir nevi ünlülerin halihazırda çok aşina olduklarını söylesem zannediyorum pek de yanılmış olmam. Çünkü çok beğendiğimiz, hayranlık duyduğumuz ya da hiç beğenmediğimiz o ünlüyü gördüğümüzde, hele ki bu kişi dünya çapında bir üne sahipse, neler yapıyoruz hemen düşünelim…

Yargılamalar (aman aslında hiç güzel değilmiş, ne kadar da sıskaymış, sivilceliymiş, off çok bakımsız her şey photo-shopmuş, frikik yakalar mıyım diye dik dik bakışlar vs.) ardından ayılıp bayılmalar, karşı tarafın nefesini kesecek şekilde vatoz gibi yapışıp sarılmalar, abuk subuk öpmeler, kişinin hal ve hareketlerini, ne yaptığını casus gibi izlemeler ama izleyen sayısının tüm mahalle hatta caddedeki insan kalabalıklığı kadar abartı sayıda olması da cabası. Daha neler neler… Fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşmalar, hatta kimileri işi tilkiliğe vurup yakaladığı görüntüler üzerinden kazanç sağlamak uğruna magazine/haber kanallarına satmalar vs. derken karşı tarafı kendisi gibi davranmasına yani hür olmasına engel olmak için elimizden geldiğini ardımıza koymuyoruz. O kişiyi, histeri krizleriyle ölesiye rahatsız ediyoruz; kendi benliğini yaşamasına, hareket etmesine, sosyalleşmesine bir nevi engel oluyoruz.
Az önce yukarıda belirttiğim gibi Korona tehlikesinin bize yaşattıklarını bizler de ünlülere yaşatıyoruz… Bu yüzden bizler de ünlüler için Covid-19 virüsü olmuşuz haberimiz yok benzetmesini yapmaktan kendimi alamıyorum 🙂 Bu satırlardan sonra herhangi bir ünlüyü gördüğünüzde hem empati, hem de sempati yapıp, benzetmemi hatırlayarak hareket edeceğinizden artık hiç şüphem yok. 🙂

İşte Michael Jackson da tam olarak bu nedenlerden ötürü kendi özgürlüğünü doyasıya yaşamak için Neverland’i yaptırdı. Takdir edersiniz ki kendisinin namı dünya çapında olduğu için elini kolunu sallayarak alış veriş yapamıyor (bu illa market alışverişi olmak zorunda değil, kendi hobileriniz için basit bir dükkana bile girememenizden bahsediyorum), çocukları, sevdikleri ile dışarıda sosyalleşemiyordu. Tabii konu Michael Jackson olunca, o kadar üne karşı tüm bunları rahatça yapabilmek adına kendisine havuzlu bir villa yetmeyecek, mini bir şehre ihtiyaç duyacaktı. Buranın adı da “Neverland” olacaktı.

 

Hemen hemen her platformda MJ’ye neden bu kadar abartılı bir eve sahip olduğu soruluyordu. Kendisinin açıklamasını aynen paylaşıyorum: “Benim sokağa çıkıp sinemaya gitmem, bir yerde oturup dondurma yemem, çocuklarımı Disneyland’a götürmem mümkün değil ki. Bütün bunları rahat rahat yapabilmek için Neverland’i kurdum. Başkaları Ferrari’leriyle, özel uçakları ile mutlu oluyor. Ben de minyatür Disneyland’imle…”

Neverland (Olmayan Ülke) aslında hepinizin yakından tanıdığı masal kahramanı Peter Pan’in hayali ülkesinin adıdır. Michael’da bu masalı çok sevdiği için evinin adını Neverland olarak seçmiştir. Yaklaşık 1.200.000 hektarlık çiftliğini 1988 yılında California’dan almıştır.

 

michael-jackson-neverland-disneyland

Tam anlamıyla Amerikan kır evi denebilecek, ama karşısında durduğunuzda peri masallarındaki bir köşkü anımsatan harika bir evde yaşıyordu MJ.

Çiftlik o kadar etkileyici bir yer ki daha ilk girişte bile insanı etkisi altına alan heykeller ve sizi karşılayan müzikle adeta cennette bir diyarda olduğunuzu hissettiriyor. Bu büyülü diyarda elbetteki sadece ev yok.

Kayıt stüdyosu, peyzaj mimarlığının ustaca sergilendiği bahçelerde binlerce çeşit çiçek, ağaçlar, özel süs bitkileri, golf sahası, küçük havuzlar, çakıl patikalar, göller, şelaleler ve su fıskiyeleri, filler, kaplanlar, timsahlar ve zürafaların olduğu bir hayvanat bahçesi, lunapark, pamuk şeker ve patlamış mısır sunan kulübeler, sinema solonu hatta bir de müze.

 

Bu büyülü çiftliğe herkes elini kolunu sallayarak giremiyordu. Kim olursanız olun Neverland’e giriş yapan herkes muhakkak güvenlik kontrolünden geçip, içeri girebilmekteydi. Hatta güvenlik kontrolleri sonrası, size sunulan gizlilik sözleşmesini de imzalamanız gerekiyordu. Çünkü MJ evi ile alakalı hiçbir bilginin dışarıya sızmasını haklı olarak istemiyordu. Bununla da kalmadı çiftliğin hava sahasına uçuş yasağı da getirterek, mahremiyetini böylelikle tam anlamıyla korumuş oldu.

İlk yazımda da belirttiğim gibi MJ tüm canlılara son derece saygılı ve sevgi doluydu. Şöyle ki Michael bu çiftliği satın aldıktan sonra, arazide yaşayan hiçbir hayvana ve yaşam alanına zarar vermemiştir. Her ne kadar devasal bahçelerini süsleyip donatsa da Neverland’in geniş bölgelerine asla el sürmemiş, bu bölgelerde doğayı kendi sürecini izlemeye bıraktığı için çok zengin manzaralara kucak açan tepelerin zirvesinden zaman zaman geyikleri ve çeşitli hayvanları izleyebiliyordunuz. MJ’in şarkılarına ilham kaynağı olduğu, üzerine çıkıp saatlerce oturduğu meşhur büyük ağacı da unutmadan burada yad etmek isterim.

 

Son olarak Neverland ile ilgili asla değişmeyecek bir kuralı sizlerle paylaşıyorum: Michael’ın felsefesine göre bu diyarda “benim” ve “senin” gibi sözcüklere yer yoktu. Herkes her şeyi paylaşmalıydı. Dolayısıyla evine gelen ya da çiftlikte çalışan herkes içerideki her şeyi hatta bu MJ in arabaları, motorsikletleri dahi olsa sormadan kullanabilir, yemekleri yiyip, içkileri içebilirdi. Asla sınır yoktu.

 

Eşsiz Sahne Kostümleri Hakkında…

Hiç şüphesiz MJ sadece günlük giysileri ile değil sahne kıyafetleriyle de kesinlikle fark yaratmış nadir sanatçılardandı. Kostümlerini direkt tasarımcıların eline teslim etmemiş, kendi dokunuş ve fikirleri ile stilini ortaya koymuştur. Thriller klibinde giymiş olduğu kırmızı ceket ve daha bir çok kostümü yapılırken de tasarımcıların başında bizzat kendisi durup, renk, düğme, süs, fermuar gibi aksesuarların yerlerini kendisi belirledi. Tüm bu tasarımları yaparken de tek odak noktası, sergilemiş olduğu dans performansını öne çıkartacak, daha da vurgulayacak parçalar ve kıyafetler seçmekti.

Beyaz çorapların sırrı neydi?

Hele o beyaz, parlak çorapları yok mu J. Bizim ülkemizde pantolonun altına beyaz çorap giymek kıroluktur diye bir tabir vardır. Benim tespitim, beyaz renk çabuk kirlendiği için sık sık yıkanması gereken bir renk ve insanların üşengeçliğe vurup bunu sürekli hale getiremeyeceklerinden emin olmaları üzerine uydurdukları bir cümleden ibaret. Çünkü bu tabir sadece beyaz çorapla sınırlandırılacak bir konu değil. Eğer ortada bir kıroluk varsa; giyilen pantolonun veya ayakkabının içine aynı renk (çorabın renginin pantalonla aynı veya ayakkabının rengiyle aynı olması) veya bir ton ama sadece bir ton açık veya koyu renk hariç her türlü aykırı renk çorabı giyen herkes kırodur :). Neyse konuyu fazla bulandırmadan tekrar MJ’e gelecek olursak, her defasında neden beyaz çorap giydiğini, özellikle bu rengi seçtiğini sizlerle paylaşayım. Michael öncelikle kıyafet ve aksesuar seçimlerinde, yapmış olduğu dans figürlerini daha da öne çıkartacak renk ve tasarımlara yönelirdi. Mesela eldiveni hep tek eldedir, asla çift kullanmadı ve parlak taşlarla işlenmesini istemiştir, çünkü bu şekilde daha havalı bir görünüş elde edeceğini biliyordu. Eldivenin renginin de çorabın renginin de beyaz olmasının nedeni insanların gözlerinin hep beyaza yönlenmesi, daha dikkat çekici olmasıdır. Hatta çorabın özellikle neden beyaz olduğuna dair açıklaması ise şu şekilde: “Dans ederken hareketlerinize bir ünlem koymak istersiniz, ayaklarınıza biraz ışık düşmeli. O yüzden beyaz çorabı tercih ettim”. MJ’in 30. Sanat yılını kutladığı konserindeki Billy Jean performansının videosunu paylaşıyorum, eldiven takışını, şapkasını bu link üzerinden hayranlıkla izleyeceğinizden eminim!

Tek beyaz olan aksesuarı çorap ve eldivenleri miydi? Tabi ki hayır. Hatırlarsanız sadece 3 parmağını da beyaz bantlarla sarardı. Böylelikle sıra dışı bir görünüme kavuşacağını ve yine insanların el hareketlerine dikkat kesilmesini amaçlardı. Bu durum ben ve ablama o kadar çekici gelmiş olmalı ki ilkokul yıllarında biz de parmaklarımızı bantlardık 🙂 Sonra bir dönem üniversite yıllarında da vazgeçilmezim siyah olduğu için siyah bantsız barlara gitmezdim.

Hiç şüphesiz kendisi sadece Pop’un Kralı değil, moda dünyasının da stil kralıdır. Akla gelmeyecek parçalar onun sayesinde trend oldu. MJ-GojdeMiliter blazer ceketleri apolet detayları ile benim için kesinlikle ilk sırada! Bu ceketler Balmain ve Harrold gibi daha bir çok ünlü markaya ilham kaynağı oluşturdu. Mağazalarda bir dönem sıkça rastladığımız zımbalı triko, kazak ve bluzler de yine MJ’in “Scream” klibinde giydiği yeni bir imaj çalışması ile moda dünyasındaki yerini aldı (yanda MJ ile zımbalı kazaklı olan fotoğrafımı görebilirsiniz :p).

 

Mesela sporcuların dizini ve kolunu korumak için kullandığı dizlikler ve kollukları, MJ kostümlerinde kullanarak bir trend sembolüne dönüştürdü. Ilk kez Bad albümü ile yine tek koluna beyaz bir kol bandı taktı. Bir gazeteci bu aksesuara şaşırmış ve Michael’a bu aksesuarı kullanmasındaki nedenini sorduğunda ise Michael bu soruya karşılık kol bandının tüm dünyadaki acı çeken çocuklar adına taktığını söylemiş ve çocukların açlık, yokluk çektiği sürece takacağını belirtmiştir.

Maalesef MJ’in bu duyarlılığı savaş yanlısı insanların dikkatini çekmediği için hem günlük kıyafetleri hem de kostümlerin de farklı renklerle bu aksesuarı inatla takmaya devam etmiştir.

Michael-jackson-mj

 

Sokağa çıkarken hatırlayacaksınız Michael sürekli yüz maskesi kullanırdı. Hatta bu maskeler ilk bakıldığında tıbbi maskeden çok tamamıyla tarz yaratan bir aksesuara dönüşmüştü. Bizlerin maskesiz sokağa çıkamadığı bu dönemde bile yine bir çok moda tasarımcısı MJ’in kullandığı maskelerden yola çıkarak, değişik renk ve süslerde maskeyi müşterilerinin beğenisine sunmuştur (yine de siz siz olun, medikal maskeden vazgeçmeyin!).

 

Özetle beyaz çorap-siyah ayakkabı ikilisi, kısa paça dar pantolonları, fötr şapkaları, parıltılı eldivenleri, kolluk ve dizlikleri, militer apoletli ceketleri ile MJ hiç şüphesiz moda dünyasında çığır aşarak ikonikleştirmiştir.

Michael Jackson yazı dizimin ikinci bölümünün böylelikle sonuna gelmiş olduk. Bir sonraki yazıda görüşünceye dek sizlere MJ’in seslendirdiği, Charlie Chapline eseri olan “Smile” isimli şarkıda vurguladığı gibi “hep ve sadece gülümseyin” diyorum 🙂

 

 

 

Sevgilerimle,

Göjde

 

Yorumlar

Hakkında Göjde

Göjde
Michael Jackson, Johnny Depp, kedi düşkünü, mühendis, yazar, tasarımcı, gurme. Özgürlük ve bireyselliğin yılmaz savunucusu. İstanbul'da yaşar ama tam bir dünya vatandaşı; gezmeyi, görmeyi, yemeyi ve yeni ülkeler yeni insanlar tanımaya bayılır. Sevdiği müzikleri ve sanatçıları da bizlerle bu blogda paylaşır.
x

Check Also

neodiscotheque

NeoDiscotheque Tarihi

NeoDiscotheque’in kuruluş öyküsünü 2006 yılının sonunda Stüdyo İmge‘de yazdığı aşağıdaki makale ile Murat ...

>
Send this to a friend